Serbest

16th Ekim, 2014 | by Ozan İlginoğlu

0

Sakız ve şarabın hikayesi…

Bu hikaye Ege kıyılarında yaşamı arayan ve o yaşamı bulduğunu bilen ama zaman tanrısı ve mesafe tanrısının oyunu yüzünden Anadolu’nun en seksi ve güzel kadınını yani “şarabı” özleyen bir adamın hikayesidir.

Kasım’da rüzgarlar Ege kıyılarını yalamaya başlamıştı, küçük kulübesinde yaktığı sobanın ateşiyle ısınmaya çalışan sabahları gün aydınlanmadan küçük sandalıyla zihin denilen uçsuz bucaksız denizde ışığı arayan bir adamdı o. Köylüler severlerdi onu.

Yıllar önce Anadolu’nun en görkemli başkentinde fırtınalar koparmıştı bu adam. Ve bir kadını sevmişti ki hikayenin devamında da sevecektir. Ona ulaşmaya çalışsa da şartlar yan yana gelip hep o şarap tanrıçasından uzaklaştırmıştı onu. Azimliydi yılmıyordu meşhur “sakız”.
Sakızda mı kim.Bizim civan delikanlı onun adı “sakızdı”.

Tüm köy onun efsaneleriyle çalkalanıyordu.Çünkü o adam, köylülerden biriydi ve dize getiriyordu herkesi. Övünmek onların en tabii haklarıydı. Her o kıza sarıldığında bu adam daha da büyüyordu. Kimse göremiyordu ama o adam o kızla büyüyordu.

Sakız, topladığı sebzeleri güzelce salata tabağına doğrarken Ayvalık zeytin yağını üzerine dökmenin doygunluğuyla soba üzerinde fokurdamaya başlayan çayın keskin kokusu.Dalgalarıyla dövdüğü bu barakanın penceresinden çıkıp gidiyordu. Anadolu’nun başkentine.

Rengi gri hava da, renkli bir kırmızıydı bu hava. Şarap kız her sabah kalkıp baktığı penceresinde onun gönderdiği kırmızıyı görüyordu. Bu sakızın çayının rengiydi, her salataya ekmek bandığında biliyordu ki bu sakızın zeytin yağıydı.

wine-pouringSakız bahçesinde ki hayvanları besledikten sonra her akşam onardığı ağları sırtına alıp açılıyordu denizine. Zaman ve mesafe tanrısıyla yeniden mücadeleye giriyordu. O sandal Ege de bir o yana bir bu yana sallanırken. Aklı sarı saçları, küçücük elleri ve ceylan gözleriyle ona gülümseyen şarabı düşünüyordu. Vız geliyordu ona tüm bu tanrılar.
Gitmek istiyor varmak istiyordu ona. Onunla bir hayatı paylaşmak. Sabah kalktığında şarabından bir yudum almak istiyordu. O gri kentte el ele yeni bir renk olmak istiyordu. Söz veriyordu kendine önce mesafe sonra zaman tanrısını yenecekti. Eski günlerde ki gibi gidecekti o şehre.
Eğer aşılması gereken bir dağ varsa aşacaktı eğer yakılması gereken bir tanrı varsa yakacaktı. Daha önce yenmişti önce korku sonra cesaret tanrısını.Şimdi de yapması gereken bu ikisini yenmekti.
Çankaya sırtlarından el ele, nefes nefese çıkmanın hayalini kuruyordu. Bakarken onun gözlerinde boğulmak sarıldığında onun sevgisiyle ayılmak istiyordu.
Sevginin emek istediğini sakızdan daha iyi bilecek birisi yoktu.Ya da şarabın tüm dünyadaki şarapların bir şişesinden bile pahalı olduğunu değerinin paha biçilemez olduğu çok iyi biliyordu.
Ah diyordu hep ah .Zaman tanrısı çok yoruyorsun beni.Sabah erkenden kalktığı barakasında boş uyanıyordu boş bakıyordu etrafa.Şarapsız dünya ile avunamıyordu. Onu yudumlamayı özlemişti onunla dertleşmeyi onun sevgisiyle yanmayı. O olmak istiyordu yalnızca.

Bir gün, beş gün fark etmez o olmayı istiyordu. Gülümsemesini görmek ve gülümsemesini yakından görmek için yanaklarından öpmeyi istiyordu.Dudaklarından kana kana şarabını yudumlamayı çok özlüyordu.

Sakız çok içmezdi içki ama dayanamazdı bazen rakıya.Sabah denizden tuttuğu balıkları kızartırken, beyaz peynir ve kavunu hazırlarken o kadar iştahlı olurdu ki size anlatamam. Onun bir sırdaşı derttaşı bendim.Benim yanım da bir çocuk kadar mutlu olur. Şarabı her anlattığında gözleri öyle işıldardı ki size anlatamam.Onun şarkılarını dinlerken mest olurdu.
Ağzından tek bir cümle çıkardı seni seviyorum şarabım. Seni seviyorum güzelim. Ve ardından dizerdi kelimeleri bir inci gibi.

Karlar yağdığında biz çocuktuk seninle. Kızaklarımız olmadı hiç seninle. Sen seçtin yaşam denilen kanlı yolu. Ben seçtim uçsuz bucaksız seninle dolan sevgimi.
Böyle uzun uzun cümleler kurar şarapla yaşlanmanın hayallerini kurardı. Çocuklarına adlarını koyardı. Şarabın çocuklarla ilgili düşüncelerini anlatır. Ona anneliğin ne kadar yakışacağını anlatıp dururdu. Her şeyi o kızdı.

Şarap bir yudum alınınca bırakılacak bir kadın değil üstadım derdi bana.Onu anlamak için bana 2 yol gösterseler.Ben üçüncüsünü seçerdim çünkü şarap onu seçerdi derdi.
Şimdi ben sakızdan habersiz yazıyorum bunları.Yine çıkmış barakasının önüne beni görmüyor. Balığa çıkmadan önce son kontrollerini yapıyor ağlarının.Tepeden seyrediyorum sakız ve Ege’yi… İkisi yan yana çok güzeller ama eksik var.Bu tepeden bile görünce anlıyor insan.

Şarap yok. Şarapsız da bu adam, sakız yok. Bilmiyorum sakız adına şaraba gidip yalvarsam mı ki ! Sonra haberi olunca kızar bana bu riski alamam sanırsam.
Yine alacak koynuna sevdiğini açılacak sonsuzluğa, yanında şarap olduğunu varsayarak açılacak uçsuz bucaksız boşluğa.Onun yanında boğulacak sevgiyle bir gün inanarak.
Bu hikayenin bir sonu yok.Hala yazılmaya devam ediyor ben penceremden her baktığımda sakızı görüyorum imbatla birlikte sallanarak dibindeki şaraba şarkılar şiirler okuyor.
Şarap dinliyor ve dinlemekle yetiniyor.Sonu bağlanmayan bir hikaye bu.Şarap el salladığında, şarap dudaklarında sakız dediğinde bu hikaye ancak sonlanır.Peki demezse ne olur !
İşte o zaman gökten 3 değil elmalar dökülür, götürür sonunu bilmediğimiz bir hikayenin gölgesine.

Özel bir insana adanmıştır bu yazı.

Facebook Yorumu

yorum

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Back to Top ↑