Röportaj

2nd Mart, 2016 | by Ozan İlginoğlu

0

Yaşar Eyice: ”Doğru olursan hep kazanırsın, kaybettim dediğin an zafere ulaşırsın”

Yaşar EyiceDile söylemesi kolay gelen tam 51 yıl… Usta gazeteci Yaşar Eyice emek verdiği ve vermeye de devam ettiği ”gazetecilik” serüveninde yaşadıklarının çok küçük bir bölümünü sizler için anlattı. Ben sordum o bıkmadan usanmadan mesleğe başladığı ilk günkü heyecanla anlattı…

+ Yaşar Eyice kimdir?

1948 yılında Bornova’da (İzmir) doğdu. Gazeteciliğe 1965 yılında Ege Telgraf’ta başladı. 1968 yılında Demokrat İzmir’e geçti. Yeni Yol, Yeni Asır, Yeni Ekonomi, Bulvar ve Tercüman’da spor muhabiri, muhabir ve bölge masası şefliği gibi görevler üstlendi. Yeni Asır’da çalışırken emekliye ayrıldı. Haber Ekspres’te yazıları yayınlandı. İzmir TV’de program yaptı. Halen Gözlem gazetesinde yazıları yayınlanıyor. Yaşar Eyice evli ve iki çocuk babasıdır.

Yaşar Eyice denilince arkadaşlarının, dostlarının zihninde canlanan kişi nasıl biri? İnsanın kendisini anlatması zordur, 3 cümle ile kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Yalana, hırsıza, liboşa karşı…

Gazetecinin görevi öldüğü gün biter.

Yıllardır İzmir’de bilinen birçok gazeteye emek verdiniz. Ve bazılarına emek vermeye hala devam ediyorsunuz. Gazeteci emekli olur mu?

Gazetecilikte emeklilik yok. Ancak şimdi patronlar gençleri daha mesleğin başında emekli ediyorlar. Yani; işsiz bırakıyorlar. Onlar da ekmeklerini başka mesleklerde aramak zorunda kalıyor. Gazetecinin görevi öldüğü gün biter.

Gazeteci olmak nasıl bir duygudur? Doğduğun, yaşadığın yerde gazetecilik yapmak daha mı zordur? İnsana daha fazla mı sorumluluk yükler?

Onurluluktur.

Ben İzmirliyim, İzmir’den en fazla üç gün ayrılabilirim. 1972 yılında Abdülkadir Yücelman İstanbul’a, Cumhuriyet Gazetesi’nin spor servisine götürmek istedi ama kesinlikle İzmir’den ayrılmayacağımı anladı. Daha sonraki yıllar diğer ulusal gazetelerden de önemli teklifler aldım, hep ‘hayır’ dedim. Zaten Türkiye’nin en büyük ulusal gazetelerinden birini de İzmir’den giden gönüllü ekibi kurdu. Ben patrona yine ‘hayır’ diyenlerden biri idim.

Sorumluluk hep vardır. Ancak sorumlu çok azdır. Özellikle zamanımızda ‘doğrucu davut’ olmak çok zordur. Herkes beğenilmek ve met edilmek istiyor.

Yazılarımdan ve bazen de Sorumlu Yazıişleri Müdürü olduğum için 987 kez mahkemelik oldum. Sanıyorum bu belki de dünya rekorudur. Aynı gün arka arkaya beş ayrı dava nedeniyle arka arkaya aynı hakime ifade verdiğim de oldu. Neredeyse birçok savcı ve yargıçla akraba olacak kadar birbirimizi tanıyorduk.

Son davam geçenlerde Urla’da oldu. Bir diş hekimi hakkında yazdıklarımı beğenmemiş. Herhalde bu anlattıklarım, gerçekleri ele almanın sonucunu gösteriyor.

Yaşar Eyice1İzmir dışında mesela İstanbul’da gazeteci olmayı hiç düşündünüz mü? Düşündüyseniz buna iten sebepler, düşünmediyseniz neden düşünmediğinizi merak ediyorum?

İzmir’den ayrılmayı hiç ama hiç düşünmedim. Şu anda yalnız İstanbul’da değil, yurt dışında da birlikte çalıştığım, ya da mesleğe aydığım, üzerinde biraz katkım olan çok başarılı isim var.

Ben İzmir hastasıyım…

Çok ülke ve herkesin ‘hayranım’ dediği kenti biliyorum, gördüm.

Onlara gülüyorum;

Daha adımını atar atmaz, bir iki fotoğraf çekip face de, ya da sosyal medyada paylaşıyor ve inanılmaz övücü sözler ediyorlar.

Bence İzmir’in ayarında sadece tek şehir var o da St. Petersburg…

Roma’dan Paris’e, ya da Viyana’dan Berlin’e, ya da Londra’ya kadar, hepsi yazarlar ve sinema sayesinde ünlü olmuştur. Güzel olmasına güzel, ama bir de arka mahallelerine girin de o zaman konuşalım.

Özellikle İstanbul’u hiç sormayın?

İzmirli bazı kişilerin dışında, bir tek İstanbullunun bile kentinden memnun olduğunu görmedim. Kendimi İzmir’in dışında bir kentte kesinlikle düşünemiyorum.

Hayatınızın dönüm noktası dediğiniz olay nedir? Hayalinizdeki mesleği mi yapıyorsunuz, yoksa hayat mı sizi buraya sürükledi?

Yaklaşık 400 yıllık İzmirliyim. Soyağacımı çıkarmışlar. Çocukluğumda, herhalde üniformanın etkisiyle olacak, polis ve subay olmak istiyordum. Daha sonra ‘gazeteci’ olmak istedim. Belki de gördüğüm bir filmin etkisiyle. Nasıl olabileceğimi bilmiyordum. Bizim çocukluğumuzda ya doktor ya da öğretmen olmak istediklerini söylüyorlardı, akranlarım. Ortaokulda bizim sınıfı Demokrat İzmir Gazetesi’ne götürmüşlerdi, orada bizi gezdirenlere ‘Nasıl gazeteci olurum?’ diye sorduğumu, ‘Önce okulunu bitir!’ dediklerini anımsıyorum. Namık Kemal Lisesi’nde okurken, gazeteleri dolaştım ve ‘Spor muhabiri olayım’ dedim. Zaten bizim sınıftan, Okan Yüksel, Ertuğrul Kale, Eren Güneş, Tanju Ateşer gibi çok değerli ve önemli yerlere gelen gazeteciler çıktı. Sanıyorum bunda da başta İsmet Kültür, Mehmet Emin Şakar, Kemal Kemahlı gibi edebiyat öğretmenlerinin çok yararı olmuştur. Ben ‘fenci’ idim, İsmet Kültür de, ‘En iyi edebiyatçılar fencilerden çıkar’ diyerek, doktorlardan, mühendislerden örnekler veriyordu.

Türkiye’de gazetecilerin yüzde 90’ı açtır. Binde 10’u ise inanılmaz paralar alıyorlar.

Yaşar Eyice2Dışardan sizi takip eden birçok kişiye göre imrenilecek bir iş yapıyorsunuz. Gazeteci olarak çalışmak nasıl bir duygu? Pembe hayalleri kadar gri hayalleri nelerdir?

Yaşamımda belki de en fazla 10 kez ‘gazeteciyim’ demişimdir. Hatta şu anda bile, birkaç medya kuruluşunda hem kendi, hem de değişik isimlerle her gün aralıksız, zaman zaman yedi ayrı makale yazdığım oluyor. Sanıyorum bu da bir rekordur. Ancak son zamanlarda tembellik yapıyorum, sayıyı iki ve üçe indirdim. Bu makalelerin üzerinde oynayarak sayıyı çoğaltıyorum.

Türkiye’de gazetecilerin yüzde 90’ı açtır. Binde 10’u ise inanılmaz paralar alıyorlar.

Gazetecilik hastalıktır, mürekkebin kokusunu alan ayrılamaz.

20 hatta 30 yıl önce muhabirlik yapmış bazı arkadaşlarımla karşılaşıyorum. Örneğin hastanede, bir resmi dairede ya da kendi özel işinde, mesleği özlediklerini ve hala yapmak istediklerini söylüyorlar.

Bu konuda çok isim verebilirim.

Gazeteci günlük yaşar.

İmzası çıkınca vardır, sonrası yoktur.

Gecesi ve gündüzü yoktur.

Dediğim gibi parası da yoktur.

Ancak geçimini sağlayabilir.

Kimsenin giremediği yere girersiniz…

Bir gün Cumhurbaşkanı ile berabersinizdir, ertesi gün ise sokakta bir temizlik görevlisi ile…

Bir gün silahlı çatışmanın içinde kalırsınız, gece yurtdışındaki bir etkinlik için uçarsınız.

Ne olacağınızı, nerede olacağınızı kesinlikle bilemezsiniz…

Ama çok önem verdiğiniz bir haberiniz de sayfalarda yer almayabilir.

Bu yüzden kesinlikle hiç kimseye garanti veremezsiniz.

Hiç atlamadım, hep atlattım. Hiçbir işimden de eli boş dönmedim.

Hiç unutamadığınız bir haberiniz oldu mu?

Sayısız var… Ben meraklısına, ‘bana bir isim ya da nesne söyle!’ derim. ‘Deniz’ derse denizle, ‘silah’ derse bir çatışma ile ilgili, ‘otomobil’ derse onunla ilgili bir önemli olayımı anlatırım. Dile kolay tam 51 yıldır, yazı yazıyordum. Bunun içinde askerlik de var. Ankara’da, özellikle gazeteci ve TRT’cilerin vatani görevini yaptıkları Foto Film Merkezi’nde idim, diğer meslektaşlarımla ve her gün ‘Yaşar Ayça’ ya da başka isimlerle gazeteme yazı gönderiyordum. 18 yıl üst üste birincilik ödülleri aldım. Sonra ‘tamam, artık sıra gençlerde’ diyerek yarışmalara girmedim. Geçen yıl Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ‘50’nci yılım’ nedeniyle Başkent’te 50 yılını dolduran, sanatçı, şair, sinemacı ve yazarlarla birlikte protokolün katılımıyla ‘ustalık’ ödülü verdiler. Zaten ‘duayen’ sözcüğüne kesinlikle karşıyım. Özellikle İzmir’de ‘duayenim’ diye gezinenlerin, yaşamlarında hiçbir iş yapmadıklarını, sadece yaşlarının ilerlediğini ve de adlarını bile yazamayacaklarını biliyorum.

Geçenlerde yazmıştım, 1967 ya da 1968 yılında Süleyman Demirel ilk kez başbakan olmuştu. Gece kendisini telefonla aradım, ‘Sen de gençsin ben de, yarın açıklayacağım bakanlar kurulu listesini verir misin?’ dedim. Hoşuna gitti, listeyi okudu. Herkes bir şeyler uydurmuştu. Ama gerçek liste sadece bende vardı. Bu en kolay haberimdi. Hiç atlamadım, hep atlattım. Hiçbir işimden de eli boş dönmedim.

Yaşar Eyice4Çok kıskandığınız bir haber oldu mu? Bunu ben yapmalıydım dediğiniz işler oldu mu?

Kesinlikle olmadı. Çok kızdığım ve sinirlendiğim haberler oldu. Özellikle yalan ve uydurmaları gördükçe saçlarımı yolacağım geliyor. Ne dinde, ne de sosyal yaşamda küfüre herkes karşı ama ben bu kişileri sinkaflıyorum. Gazeteci büyüklerimizden rahmetli İrfan Türksever’in dediği gibi, ‘Küfür müsekkindir’ yani ilaçtır diyorum böyle durumlarda. Ne yapmak istediysem yaptım. Birinci sayfadan son sayfaya kadar. Spor muhabir ve yazarlığından, siyasete, ekonomiye kadar. Fotoğraflarımı da yüzde 99 kendim çektim.

Zaten Türkiye’de ilk renkli negatif filmi evde basit bir objektifle karta basan ilklerden biriyim. İzmir’de sanıyorum bir Ahmet Yazar ile Ateş Akkor vardı, benim gibi…

Renkli çekim yapanlar, kart baskısı ve filmin yıkanması için Avrupa’ya gönderiyorlardı.

Bu röportajı okuyan, gazeteci olarak çalışmayı düşünen genç bir arkadaşımıza tavsiyeniz ne olurdu? Neyi yapmalı, neyi yapmamalıdır?

‘Gazeteci olunmaz doğulur’ diye bir söz vardır. Ben buna inanmıyorum. 30 yıl çalıştığım bir gazeteye bir ara muhabir seçimini yapıyordum. Diğer gazetelere de. Önce gönlünü alır, sonra sıfat ve ismin önemine değinirim. Yaşantımdan bir iki olayı anlattıktan sonra ‘Şimdi seni yazılı imtihan edeceğim!’ der ve noktalama işaretlerine dikkat etmeden söylediklerimi yazmasını isterim:

İmtihan sorusu şu: ‘Ben Yaşar Eyice, Bornova’dan metro ile yalnız başıma İzmir’e giderken, yanlış yaptığımı anımsadım ve geriye döndüm.’

‘Kalemi bırak, imtihan bitti’ dedikten sonra üç sözcüğün altını çizerdim. Eyice, yalnız ve yanlış… Soyadımı bazıları ‘iyice’, ‘Eğice’, ‘Eyici’ gibi hatalı yazanlar olursa, imtihanı kaybettiğini belirtirdim. ‘Yalnız ‘sözcüğün ‘yalnız’, ‘yanlış’ sözcüğünü ise ‘Yanlış’ olarak yazanlar olduğu gibi o an için, ‘nasıl dı?’ diye soranlara ise ‘Sormayı becerdikleri, çekinmedikleri’ için ‘bildi, kazandı’ işlemi yapardım.

İddiam şu: Benim yanımda bir süre çalışacak, kahrımı çekecek, zaman zaman bağırmamı normal karşılayacak herkes mutlaka çok iyi muhabir ve gazeteci olur.

Hatta bir örnek vereyim. Bence en iyi gazetecilerden biri olan Feyzi Hepşenkal’ı, okulu bitirdikten sonra yetiştirilmek üzere benim yanıma vermişler. Ben olayı anımsamıyorum, kendisi bir grup toplantısında anlattı: ‘Yaşar bana bir yazı veriyor. Özenerek yazıyorum, getiriyorum, daha okumadan kağıdı buruşturup neredeyse yüzüme atarak, ‘Böyle yazı mı olur?’ yeniden yaz diyordu. Bir gün iki gün üç gün hep böyle devam etti.’ Dedi.

Ben de ‘Fena mı, bak İzmir’in değil Türkiye’nin en iyi kalemşorlarından biri oldun’ dedim.

Bir habere gittiğinde ise ‘Gazeteciyim’ diye lafa girdiğinde, maça 1-0 yenik başladın, demektir.

“Eskiden gazetecilik yapmak zordu, bugün artık çok kolaylaştı teknolojinin gelişmesi nedeniyle” diye bir düşünce var. Buna ne kadar katılıyorsunuz? Sizin için özellikle internet nedir?

Gazetecilik hep zordur. Her zaman güçlükle, yalanla, yanlışla, kandırıkçı üçkağıtçı ile karşılaşırsın. Adam ya da kadın seni buluyorsa, kesinlikle olaya şüphe ile bakacaksın. Çünkü genelde bizim insanımız sakindir, hakkını aramasını bilmez, çekingendir. Eğer yanına gelecek kadar tüm engellerli aştıysa ‘işin içinde bir şey var!’ diye düşünürüm. Şüphe ile olaya ve insanlara yanaşılır ve bakılırsa doğruya çok daha rahat ulaşılır.

Örneğin özel yemek ve davetlerden mutlaka uzak durmak lazım.

Bir habere gittiğinde ise ‘Gazeteciyim’ diye lafa girdiğinde, maça 1-0 yenik başladın, demektir. Çünkü; gazeteciden herkes çekinir. Nasıl karakol, polis, adliye dersen çekinilirse aynıdır.

Önce hal hatır sorulmalı, karşındakiyle sıcak ve samimi bir ilişki kurduktan sonra konu kendiliğinden açılır.

Dürüstlük ve güven her zaman birinci plandadır.

Kesinlikle yalan söylemeyeceksin.

Sözünün de arkasında duracaksın.

Kaynak sadece sende kalacak.

İnternet bir nimettir.

Aradığını bulursun…

Ancak günün koşullarında mutlaka ‘şüphe’ ile bazı haberlere bakacaksın.

Çoğu abartı ve yanlış bilgi olabilir.

Özellikle basın danışmanları için büyük kolaylık, haber servisleri için de…

İşte bu yüzden artık habercilik de yok gibi oldu.

Heyecan bitti mi gazetecilik değil her şey biter.

Bu meslekte sizi çeken şeyler nelerdir? Para mı, statü mü, adrenalin mi, yoksa başka şeyler mi?

Para tabii ki gerekli. Ailenin ve kendi iaşeni çıkarman için. Ama gazeteci Türkiye’de ancak karnını doyurabilir. Bollluk içindeyse mutlaka başka yerden geliri vardır. Aileden, şurdan buradan…

Çok zengin olana ‘şüphe’ ile bakmalı…

Örneklerini herkes biliyor. Hiçbir zaman ne maaşımı konuştum, ne ‘beni alın’ dedim, ne de iş istedim. Öneri ve teklif hep karşıdan geldi. Sadece ilk atılımımda daha önce belirttiğim gibi, ‘Muhabir olmak’ istiyorum diye gazeteye başvurmuştum. Hemen kabul ettiler. Kısa sürede, hem okudum, hem spor muhabirliği yaptım ve para ödemek ve mukavele yapmak için ‘gece muhabirliği’ yapmamı da istediler. Kabul ettim.

Statüye hiç bakmadım…

Zaten kendin işini tam yapınca otomatik olarak yükseliyorsun. Tabii ki bu senin randımanına ve çalışkanlığına bağlı. Piyasada şu kadar yıllık gazeteci dediklerinin çoğu da bana göre ‘hikayedir’.

Spor servisi, bölge haberler servisi, istihbarat servisi şeflikleri (şimdi müdürlük deniliyor). Yazıişleri Müdürlüğü, genel yayın Müdürlüğü yaptım. Patron vekili de oldum. Gazetecilikte editörlükten tutun da yapmadığım bir iş kalmadı. Joker gibiyim. Örneğin Türkiye’de ilk kez polis masasını da oluşturan benim. 27 muhabir arkadaşımla kuş uçurtmuyorduk. Matbaa müdürlüğünde de bulundum. Magazin muhabirliğimde Zeki Müren’le ‘aile dostu’ oldum. Yaşamında en güvendiği ve kardeşi saydığı iki kişiden birinin ben olduğumu söylerdi.

Adrenalin, yani heyecan benim işim…

Heyecansız olmaz…

Heyecan bitti mi gazetecilik değil her şey biter.

Her insanın yaptığı işi sorguladığı zamanlar, bıçağın kemiğe dayandığı nokta olur? Sizin de olduğunda nasıl motive ediyorsunuz kendinizi?

Nedenini hatırlamıyorum, daha başlangıçta bir haksızlığa kızmıştım. Genel yayın Müdürüm Şair- Yazar Attila İlhan idi. Beni karşısına aldı, nasihatlerde bulundu ve ‘sen çok iyi bir gazeteci olacaksın!’ diyerek gönlüm aldı. Bir keresinde de İlhan Esen isimle çok önemli bir gazeteci ağabeyimiz beni motive etti.

Hatayı kabullenemiyorum.

Dikkatsizliğe tahammülüm yok.

‘Göreve gidiyorum’ diye işyerinden ayrılan ama başka yerlerde başkalarıyla buluşanları kabullenemiyorum.

Takipçiliğim var…

Muhabir çıktı mı arkasından giderim.

Sabaha karşı bile çoğu kez kontrole gittiğim olmuştur.

Ayağıma da üşenmem…

Kabahatleri de hep kabullendiğim için, kızmam… ‘Benim işim bu!’ derim.

‘Ev mi iş mi?’ diye sorulduğunda hep ‘iş’ demişimdir.

İş iyi olursa, ev de iyi olur…

Gazeteciliği seçtiysen; doktor gibi ne gecen ne de gündüzün vardır. 

Bu işin günü, saati var mıdır? Özel hayatınız bu koşuşturma içerisinde nasıl planlıyorsunuz? Neleri yapmaktan çok hoşlanıyorsunuz?

Şimdi gazeteci olmak isteyen, önce maaşını soruyor, sonra izin gününü, sonra çalışma saatlerini… Belki de günün şartlarında doğrusu bu…

Ama bizim doğrumuz böyle değil…

Gazeteciliği seçtiysen; doktor gibi ne gecen ne de gündüzün vardır. Birkaç gün gazetede gecelediğimiz ve evimize gidemediğimiz günler oldu. Bölgeye ya da şehir dışında olduğumuz ve bir ay yollarda olduğumuz oldu.Bu konuda da çok hikayem ve anım var.

Hem de liderlerle: Örneğin Ecevit’le, Demirel’le, Erbakan’la, Türkeş’le, Özal’la, İnönü ile… Kenan Evren’le bile…

Kimsenin bilmediği bir hobinizi, yeteneğinizi sorsam ne dersiniz?

Benim her şeyimi mutlaka bilen birden fazla kişi vardır. Her söylediğim, yaptığım mutlaka tanıklıdır. Radyo ve TV programlarımda da laf arasında mutlaka anlatmışımdır. Ya da yazılarımda belirtmişimdir. Bir tane bile şarki bilmem… Bu halde, Şef Ahmet Özçağlayan’ın Türk Sanat Müziği Korosu’nda bulundum.

Biliyorsunuz özel kıyafetlerle sahneye çıkılıyor. Konserlerde Şef Ahmet Özçağlayan beni yayın yan tarafına koyar, ‘Burada ister söyle, ister bağır, ne yaparsan yap!’ derdi. Nedeni ise kalem değil bilek gücü ile sahneye çıktım da ondan diyebilirim. Tabancayı başıma dayasalar, ‘Ya bir şarkı ya da türkü söyleyeceksin, ya da canını alacağız’ derlerse, ‘yandım’ derim.

”…liboşları. sahtekarları ve namussuzları temizlerim.”

Elinizde siğirli bir değnek olsa işiniz ile ilgili neleri yapmak istersiniz? Bu meslek ile ilgili hayalleriniz nelerdir?

Ben istemeden, herkesin gönlünden geçenin fazlasını yaşadım. Yunan ve Fransız gizli polisinde sanıyorum benimle ilgili çok yurtdışı görüntü var. Onlarla bazı olaylarda köşe kapmaca oynadık. Öncelikle liboşları. sahtekarları ve namussuzları temizlerim. Hep mücadele ettim. Ama bunlar Çin ordusu gibi üçünün hesabını görüyorsun arkadan bin tane geliyor.

Doğru, dürüst, duyarlı ve dost gazete sayısının artmasını istiyor ve diliyorum.

Bu sene mezun olacak bir arkadaşımız bu röportajı okuyorsa, röportajın manşetini onun için önemli olması için ne olarak belirlerdiniz?

Doğru olursan hep kazanırsın… ‘Kaybettim’ dediğin an zafere ulaşırsın…

Yağcılıktan kaçın, çıkar için ya da birkaç kuruşa kendini sakın satma. Mutlaka yanlış yaklaşımlar olacaktır, sana ‘enayi’ diyenler de çıkacak, başkalarından örnek verenler çıkacaktır. İnanma…

Başarı ve makam seni mutlaka bulacaktır.

Moralini de bozma…

Sadece ve sadece görevini en iyi şekilde yap…

Birileri seni mutlaka gözlüyordur.

Facebook Yorumu

yorum

Tags: , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Back to Top ↑