Serbest

16th Kasım, 2014 | by Ozan İlginoğlu

0

Arabaya sen bin faytona ben

izmir faytonBu yazı,  Ekim 2010 yılında yazılmıştır…

Böyle başlıyor Bursa yöresine ait olan türkü ama devamında hareketlenerek devam ediyor gidiyor. Dünya küresel ısınmayla uğraşırken yersiz fırtınalar, ani hava sıcaklığı değişiklikleri, beklenilmeyen yağmurlar… Bunları biz yaptık ve şimdi ektiğimizi biçiyoruz şaşırmıyorum. Ama yıllar önce insanlar mutluyken dünya daha güzelken ulaşımın gözde aracı “faytonlara” getirmek istiyorum konuyu. Karşıyaka sahillerinde bugün turistlerin gözde araçlarından olan vatandaşların yanından geçerken bakmadıkları o arabalara, içinde nenelerimizin dedelerimizin aşklarının yaşandığı ilk kavgaların yapıldığı ilk kaçamakların şahidi faytonlara…

Tarihi kaynaklara göre faytonculuk, milattan önce 2800 yıllarında Mısır’da ortaya çıkmış. Nil nehri kıyılarında şehir hayatı içerisinde önemli yer tutmaya başlayan bu araçlar değişerek ve gelişerek milattan önce 1800 yıllarında Asurluların dört tekerlekli atlı arabalar yapmasına kadar büyük gelişim göstermişler. O dönem ki gelişim süreci içerisinde bu araçların şimdiki anlamıyla bir direksiyon sistemi yokmuş ama 9.yüzyılda atların dizginle idare edilme sistemine geçilmesiyle bu sorunda ortadan kalkmış. Osmanlı devleti döneminde fayton ilk defa İstanbul’a, Sultan Abdülmecit döneminde saray ve konak arabası olarak getirilmiş. Bu dönemlerde İstanbul’da tek ulaşım aracı olan bu arabalar yavaş yavaş halkın yaşam alanı içerisinde önemli yer tutmaya başlamış. Faytonlarda kendi içlerinde çeşitlenir; üstü açık olanlarına “lando”, üstü kapalı olana ise “kupa” denir. Zaman geçtikçe yörelere göre tekerlekli arabaların tipi-şekli değişmeye, gelişmeye başladı.

Fayton kelimesinin kökenine indiğimizde Fransızca olduğunu görürüz. Phaeton (faeton) körüklü, açık binek arabası anlamını taşır. Fayton aracının tanımını yaparken dört tekerlekli; ön tekerlekleri küçük, arka tekerlekleri büyük, tek oklu ve çift at koşulu bir araç dememiz yanlış olmaz. Öndeki arabacı yarı yüksekte oturur. Körük çekildiği zaman arabacı körük dışında kalır. Arabaya ön ve arka tekerleklerin çamurlukları arasına yerleştirilmiş basamakla binilir. Fayton dört kişilik arabadır. İki kişinin yüzleri gidiş istikametinde arkaya sabit yere, iki kişi de onların karşısına bakan bir yere oturur. Körük bilhassa yağmurlu havalarda çekilip açılır. Bacakların ıslanmaması için de diz üstüne çekilen muşambası vardır. Körük dışında kalan arabacılar da yağmurluk giyerler. Arabacı yerinin her iki tarafında da birer fener bulunur.

6nvww9Aracı bu şekilde incelediğimizde döneminin en gelişmiş taşıtı olduğunu görürüz. Mısırlılardan bu yana gelişimini devam ettirmiş, gittiği her yeni toprakta kendi bünyesine farklı aksesuarları eklemiştir. Zamana yenilmemek için elinden geleni yapmıştır özellikle ülkemizde sahil kentlerinin gözde turizm araçlarındandır. Ama aynı ilgi ve alakayı kendi vatandaşlarından görememektedir. Özellikle her yeni aracın toplum içinde bir statü olarak algılandığı bu topraklarda “fayton” eskiyi hatırlattığı için hep unutulmak istenmiştir.

Karşıyaka semtinin faytonları aslında farklı tasarıma sahiptir. Eskiden kendine özgü fayton şekliyle bilinen Karşıyaka özellikle İstanbul Büyükada’da kullanılan dört tarafı açık direkli ada faytonlarına benzetilmeye çalışılmıştır. Ama son dönemde Karşıyakalılar eskiye sahip çıkmaya başladı ve bu anlamda faytonları aslına uygun olarak değiştirmeye yenilemeye başladılar. Değişen, aslına dönülen araçlar eski adını “karaçoyu” tekrar alıyor. Böylece belli bir standartı olmayan Karşıyaka’mıza yakışmayan, görüntü kirliliği yaratan bu araçlar olması gereken hallerine dönüyorlar.
Karşıyaka tarihine dönüp, dönemin karaçolarına baktığımızda çift atlı, körüklü açılır-kapanır deri tenteleri ile Karşıyakalılara yaz-kış hizmet eden, atların üzerindeki bol çıngırakları ile mahallenin daha başında misafir bekleyenleri haberdar eden araçlarıydı. Fayton sürücüleri için her evde yazları karpuz, kavun kabukları kışları ise bayatlamış ekmekler saklanıp gelen faytonculara verilirdi. O dönemlerde her evde, mutlaka karaçoların atları için özel bir kova bulunur, susamış atlara su verilirdi. Faytoncular hemen her adresi, hatta kimin nerede oturduğunu bilirdi. Ticari taksilerin bugün yaptığını yapan Karaçolar, istasyon ve iskelede müşterilerini gecenin geç saatlerine kadar bekler onları evlerine sağ salim ulaştırırlardı. O dönemi hatırlayanlar bilir dönemin belli başlı bilinen faytoncuları vardı. Karaço faytonlarında ilk otomobillerinkine benzeyen, ön tekerlekten arkadaki büyük tekerleğe kadar uzanan deriden bir çamurluk vardı. Yolcuların binmesini sağlayan pirinç basamak ise bu çamurluğun tam ortasına monte edilmişti ve her gün parlatılırdı. Kırbaçlar, kösele veya ince deri kaytandan olup atları koşturmaktan ziyade çıkardığı ses ile çevrede ilgi yaratmak için kullanılırdı. Üç, dört metreyi bulan bu kaytan kırbaçların havada dönüp çıkardığı ses, biz çocuklara atların canının yandığı izlenimini verirdi. Halbuki kaytan kırbaç atlara değmezdi bile.

yasaruruk_E0408aKirlenmemiş dünyanın insanlarıydı o zaman herkes. Sevdiğine sevdiğini söylemek için aylarca koşar bir mektubu kendisine ulaştırmak için gecelerce evinin önünden geçerdi. Eğer şanslıysa, eğer hanımefendi istiyorsa ilerleyen bir zamanda Karşıyaka sahilinde belki birlikte bir faytona bilinir. İlk başbaşa zaman geçirilirdi. Tüm Karşıyaka’nın sır küpüydü bu faytoncular ne görürlerdi ne duyarlardı sadece at arabaları onların dünyasıydı. O dönemden bu dönemlere gelinirken ne hikmetse zaman tekrar geriye işlemeye başladı dünyamız yaşlandı kirlendi. Eski araçlar bisiklet, fayton yeniden gözde olmaya başladı.

Belki de o yüzden ben her faytonu görünce o Bursa türküsü aklıma geliyor, belki o yüzden sahilde yürürken yanımdan geçen arabalara gülerek bakıyorum. Olması gerkeni görüyoruz yavaş kalıyoruz güneş enerjili, hidrojen yakıtlı araçlar piyasaya sürülürken. Nerdeyse 4000 yıllık bir araç fayton yanıbaşımızdan at sesleri eşliğinde geçerken arabamızın penceresinden sadece bakıyoruz. Kimi zaman imrenerek kimi zaman tiksinerek. 20’li yaşlardaki gençler için fayton bir eğlence aracıyken dedelerimiz, nenelerimiz, annelerimiz ve babalarımız için bir yaşam biçimini bir anılar demetini ifade ediyor. Elimizin altında bulunanların kıymetini bilmiyoruz ne zaman kaybetmeye başlıyoruz o zaman üzülüyoruz. Karaçoları arıyoruz gözlerimiz açılıyor. Hemen şimdi bu yazıyı okuduktan sonra Karşıyaka sahiline iniyoruz bir faytona biniyoruz. Belki karaço değildir ama olsun, önce sizi anılara götürecektir sonra temiz sevgi dolu geleceğe bu faytonlar.

Facebook Yorumu

yorum

Tags: , , , , , ,


Yazar Hakkında



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Back to Top ↑

WP to LinkedIn Auto Publish Powered By : XYZScripts.com