Röportaj

23rd Mart, 2016 | by Ozan İlginoğlu

0

Hürol Dağdelen: ”Gazeteci kıskanır, kıskandığı için de başarılı olur”

Hürol Dağdelen - 6Tek başına yazınca ”27” rakamının bir anlamı olmuyor. Aslında kelimelerin de pek anlamı yok. Belki de ondandır, kelimeleri kimi zaman kardeş kimi zamanda düşman yapan kişilere hayranlığımız. Bugünkü konuğum 27 yılını gazetecilik mesleğine adamış, adı neredeyse Yeni Asır gazetesi ile birlikte anılan Hürol Dağdelen
Sadece basın sektörüne yönelik değil, İzmir ve hayata ilişkin güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Okuyunca bana hak vereceksiniz…

Hürol Dağdelen denilince arkadaşlarının, dostlarının zihninde canlanan kişi nasıl biri? İnsanın kendisini anlatması zordur, 3 cümle ile kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Sevgili Ozan, zor bir soru gerçekten… İnsanın kendisini anlatması hem zordur hem de objektif olmaz. Ancak şunu söyleyebilirim. Hayatım boyunca, “Her çocuk ayrı bir dünyadır” ilkesini benimsemiş bir insanım. Bunu genelleştirirsek, her insan da ayrı bir dünya… Bu yüzden, kişilik aynam içimdeki çocuktur, pozitif bakarım hayata, mesleğime, yaşananlara… Bu bir…

En öfkeli anımda bile gülümsemesini bilen bir insanım, gülmeyi seviyorum. Birçok genç meslektaşım “Hürol ağabey, sen hep böyle gül. Bizlere yaşama sevinci veriyorsun” der. Bu iki…

İlke olarak, her insanın bir fikri olduğuna, saygı gösterilmesi gerektiğine inanırım. Tartışmak gerektiğinde de, düzeyli olduğu sürece kıran kırana sözcük savaşına girerim, bundan hiç çekinmem. Bu yüzden 27 yılı bitirdiğim gazetecilik mesleğimde, meslektaşlarım arasında, hep “sorun yaratmayan, sevilen, sayılan” bir isim oldum. Bu yüzden rakibim vardır belki ama düşmanım yoktur, bu da üç…

Yeni Asır benim için baba yarısıdır.

Hürol Dağdelen - 4Yıllardır bir kuruma emek vermek zordur. Ama Yeni Asır ile özdeşleşen bir işiniz var. Kurumunuzla aranızdaki ilişkiniz nasıldır?

Yeni Asır, bizim ailedendir. Çocukluğumda, eve iki gazete getirirdi babam… Yeni Asır, Hürriyet… Bazı günler de o dönem, akşamları basılan Telgraf… Karşıyaka’da oturduğumuz için babam işe vapurla gelip giderdi, Telgraf’ı da öyle alırdı.. Düşünün, 60’lı yıllardan söz ediyorum, öğrenci olayları, darbe yılları… İnternet yok, televizyon günde iki kez yayın yapıyor, siyah-beyaz… Haber almak için radyo var, bir de gazete… Bu yüzden çok okuyorduk gazeteyi, hem de her köşesini… Köşe yazarlarına kadar… Babam Şeref Dağdelen, o zamanki adıyla Telefon Başmüdürlüğü’nde veznedardı. Yeni Asır’ı çok önemserdi, “Bu bölgemizin gazetesi, diğerlerine benzemez. Yaşadığımız şehri, İzmir’i yazıyor” derdi bana…

Daha o yıllarda nakış gibi işlemiş beynime, “Keşke sen de gazeteci olsan, köşe yazsan” sözleriyle… Öyle de oldu gerçekten… Ben yabancı dil eğitimi gördüm, Selçuk Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Fransızca’yı hep çok sevdim. Ancak babamın aklında hep benim gazeteci olmam var. Benim de bu isteğe sıcak bakmadığım söylenemez. Okul, askerlik bitmiş, iş aradığım günler… Bir gün Yeni Asır koydu önüme babam, “küçük ilanlar”da bir sütunu kalemle yuvarlamış, bana gösteriyor, “Bak Yeni Asır yabancı dil bilen eleman arıyor, başvurmak ister misin” diye… “Neden olmasın” dedim ve Yeni Asır’ın yolunu tuttum. O gün, eleman arayan Dış Haberler Servisi Şefi sevgili Nevzat Arı’nın yaptığı sınava girdim. 15 gün sonra beni davet ettiler ve göreve başladım, 1989 yılının Mayıs ayıydı…

27 yılda gazetede birçok görevi üstlendim, ağırlıklı olarak magazin-aktüel bölümünde çalıştım. Muhabir, redaktör, editör, sorumlu müdür, yayın editörü ve köşe yazarı olarak çalıştım, çalışıyorum. Bu süreçte gazeteyle özdeşleştim adeta… Sevgili Yılmaz Özdil’in önerisiyle 1992 yılında köşe yazmaya, daha doğrusu televizyon yorumu yapmaya başladım. İlk yazımı babama götürdüğümde, gözlerinin parladığını hissettim. Oysa amansız bir hastalığın pençesindeydi. Ona müthiş bir moral verdim ama ölüm kaçınılmazdı. Bir süre sonra kaybettim onu… Bu yüzden Yeni Asır benim için baba yarısıdır. Babamın hayatım boyunca beni izlediğini hissediyorum. Ben Yeni Asır’da çalıştıkça da mutlu olup gülümsediğini… Gazetem onun için, halk için çalıştığımı biliyor.

Yeni Asır, bir okuldur, gazetecilik ekolüdür.

Hürol Dağdelen - 3Gazeteci olmak nasıl bir duygudur? Doğduğun, yaşadığın yerde gazetecilik yapmak daha mı zordur? İnsana daha fazla mı sorumluluk yükler?

Müthiş bir duygu, aynı zamanda da inanılmaz bir sorumluluk… Evet yaşadığınız yerde gazetecilik yapmak daha zor… Çünkü herkes seni tanıyor, biliyor.. Ortada bir sorun var da ilgilenmiyorsan, vay haline… Hesap sorulması kaçınılmazdır. Sen de bunu zaman zaman yaşamışsındır sevgili Ozan… Hele bir bölge gazetesinde çalışmak ayrı bir duyarlılık getiriyor insana… Yeni Asır, Ege Bölgesi’nin nabzını elinde tutan hem bölgesel hem de ulusal boyutlu bir gazete… Bunu bu gazetede çalışan herkes de bilir. O tutkuyla yetişir. Bugün Türkiye’nin tanıdığı pek çok başarılı gazeteci arkadaşımız yetişti bu camiadan… Hep bu duyguyla, bu arayışla, bu ilkeyle… Yeni Asır’ı kim yönetirse yönetsin, bu ilke değişmez. Bu sorumluluk duygusu, iyi bir gazeteci olmak için ön koşuldur. Çünkü Yeni Asır, bir okuldur, gazetecilik ekolüdür.

Ben mesleğimi şöhret olmak için yapmıyorum, hakkıyla yapmak bana yeter…

İzmir dışında mesela İstanbul’da gazeteci olmayı hiç düşündünüz mü? Düşündüyseniz buna iten sebepler, düşünmediyseniz neden düşünmediğinizi merak ediyorum?

Hayır hiç düşünmedim. Bir ara sevgili Yılmaz Özdil‘in önerisiyle İstanbul’a gitme durumum oldu ama benim tutumum yüzünden bu gerçekleşmedi. Hep İzmir’de gazetecilik yaptım. Ben doğup büyüdüğüm ve yaşadığım şehri seviyorum, hatta aşığım. Gençlik yıllarımı geçirdiğim Denizli’ye de tutkunum mesela… Manisa’ya, Muğla’ya, Aydın’a da… Dahası ben Egeliyim ve buradan kopamam… İstanbul’da şöhret olmak daha kolaymış, olsun. Ben İzmir’den vazgeçemem; bu kentle ilgilenmem, bu kentin sorunlarını paylaşmam, bu kentin yüreğini okumam lazım… Çünkü ben mesleğimi şöhret olmak için yapmıyorum, hakkıyla yapmak bana yeter… Bu yüzden İzmir’i içine alan ve tüm Ege’yi kapsayan bir kitap hazırlığım da var, bu da sürprizim sana… Doğru ve kaliteli hayatın çağdaş başkenti İzmir’de gazetecilik yapmak, çok özel bir duygudur. Bundan neden vazgeçeyim?..

Hürol Dağdelen - 2Hayatınızın dönüm noktası dediğiniz olay nedir? Hayalinizdeki mesleği mi yapıyorsunuz, yoksa hayat mı sizi buraya sürükledi?

Olay değil de kişiler diyelim istersen. Benim hayatımda olaydan ziyade kişiler etkili oldu. Daha önce de söylediğim gibi; iş aradığım sırada önüme Yeni Asır gazetesini koyan babam, mesleğimin ateşini yaktı bana… Sevgili Yılmaz Özdil de bana güvenip köşe yazmamı sağladı. Yazarlığımın kilit noktasıdır Yılmaz… Ve annem, öğrenim yıllarımda her sendelediğimde, beni ısrarla eğitime yönlendiren, bu konuda asla taviz vermeyen kimliğiyle, liseyi bitirip üniversiteye girmeme nedendir annem…

Bir diğer kadın da sevgili eşim Şükran… Her zaman arkamda durdu, köstek değil destek oldu. Beni anladı, hissetti, mesleğime saygı duydu. Bir gün olsun şikayet etmedi. Bu insan hayatında önemli bir şanstır. Karşıyaka Şube Ortaokulu’dan Fransızca öğretmenim rahmetli Refik Suna ve Denizli Cumhuriyet Lisesi’nden edebiyat öğretmenim Erol hocam… Bu isimler de hayatımda dönüm noktalarımdır. Hayalimdeki mesleği mi yapıyorum, evet… Bu mesleği yaşadığım için mutluyum.

Çok para kazanılan bir meslek değildir gazetecilik…

Dışardan sizi takip eden birçok kişiye göre imrenilecek bir iş yapıyorsunuz. Gazeteci olarak çalışmak nasıl bir duygu? Pembe hayalleri kadar gri hayalleri nelerdir?

Evet, gazetecilik bu toplumda herkesin hayalini süsleyen bir meslek… Çünkü biz haberciliği seviyoruz. Olayların içinde olmayı, yaşamayı, dostlarımıza hava atmayı… Bu mesleğin getirdiği ayrıcalıkları kullanmayı… Bilirsiniz, bu ülkede medya 4. kuvvettir… Kim ne derse desin, hala öyledir. Gazeteci olarak çalışmak özel bir duygu, yaşamak gerekir. Elbette her zaman pembe değil… Birçok şeyden yoksunsunuz mesela… Örneğin geliş gidiş saatleri belli değildir. Geliş saati belli bile olsa, eve gidiş, olayların gelişimine bağlı. Gece yarısı eve gittiğiniz oluyor. İşin özü, bu işi sevmek lazım… Her zorluğuna katlamayı kabulleniyorsanız, çok zevkli bir meslek… Yani pembe olduğu kadar, gri hayalleri de var. Örneğin çok para kazanılan bir meslek değildir gazetecilik… Bir ölçüde, verilenle yetinmek gibi bir şey… Eskiden olduğu gibi rekabet de pek kalmadı. Bu nedenle hayat kurmak, ev ya da otomobil almak hemen mümkün değil… Önce yoğun bir emek ve işgücü gerekiyor.

Hiç unutamadığınız bir haberiniz oldu mu?

Olmaz mı…

Birçok haber, röportaj, araştırma ve yazı dizisi var ama beni en çok etkileyen, bir sağlık haberiydi. Kanserle ilgili araştırmalarıyla dikkat çeken İzmirli bir doktor, özellikle meme kanseri konusunda uzmanlaşmıştı. 1990 yılında kendisiyle yaptığım bir haberde, erken teşhisin öneminden söz etmiş, mamografi cihazını ayrıntılı tanıtmıştı bana… Basında ilk kez ben haber yaptım cihazı, fotoğraflarla ayrıntılı… Çok başarılı bir uzmandı. Sonra kendisini ABD’ye çağırdılar, oraya yerleşti.

Hürol Dağdelen - 1Çok kıskandığınız bir haber oldu mu? Bunu ben yapmalıydım dediğiniz işler oldu mu?

Her gazeteci, bir meslektaşının yaptığı iyi, nitelikli habere iç geçirir… Kim buna “olmaz öyle şey” dese de, bu kuyruklu bir yalan… Gazeteci kıskanır, kıskandığı için de başarılı olur. Haberciliği koklayamazsa, meslekteki ömrü kısa olur. Şimdi kıskandığım bir haber var mıydı, doğrusu şu an anımsamıyorum ama olmuştur.

Emek vermeden, okuldan aldığı eğitimle gazetecilik olmaz.

Bu röportajı okuyan, gazeteci olarak çalışmayı düşünen genç bir arkadaşımıza tavsiyeniz ne olurdu? Neyi yapmalı, neyi yapmamalıdır?

Gazetecilik dışarıdan görüldüğü gibi değil, zor bir meslek… Daha önce de söyledim, bu mesleği sevmediğinizde başarılı olamazsınız. Çünkü inanılmaz bir tutku bu… Çoğu zaman sizi sevdiklerinizden bile ayıran kıskanç bir sevgili… Sürekli kendisiyle ilgilenilmesini isteyen bir aşık… Bu nedenle özveride bulunmazsanız, başarılı olamazsınız. Torpille bile bir mevkiyle gelseniz, işe motive olamazsanız, isim yapamazsanız, kimse sizi anımsamaz. Tanımaz bile… O yüzden, bu mesleğin zorluğunu, size çektireceği çileleri bile bile bu mesleğe gireceksiniz. Şimdi genç arkadaşlar, her meslekte olduğu gibi bu meslekte de hemen yükselmek istiyor ama bu mümkün değil… Emek vermeden, okuldan aldığı eğitimle gazetecilik olmaz. İşin pratiğini görünce anlayacaktır işin zorluğunu… Yılmazsa başarır ama bunun için bir süreç geçmesi gerekiyor. Ne derler, emek vermeden yemek olmaz.

Eğer tutkum, mesleğimin önüne geçseydi, şu an belki de İstanbul’da tanınmış isimlerden biri olurdum.

Bu meslekte sizi çeken şeyler nelerdir? Para mı, statü mü, adrenalin mi, yoksa başka şeyler mi?

Ne para, ne pul, ne şöhret… Mesleğin getirdiği heyecan beni çekmiştir hep… Çünkü her yeni gün hayata yeni başlamış gibisin bu işte… Eğer tutkum, mesleğimin önüne geçseydi, şu an belki de İstanbul’da tanınmış isimlerden biri olurdum. Daha önce de söyledim, ben mesleğimi en iyi şekilde yapayım, bu benim için yeterli…

Bugün eğer meslektaşlarım arasında, benim hakkımda, “İyi, başarılı, efendi bir gazetecidir… Ne mesleğine, çalıştığı kuruma söz ettirir ne de o mesleğini kirletir” deniyorsa, bu en büyük ödüldür benim için…

Kendimle yüzleşmek hobi gibidir bende…

Her insanın yaptığı işi sorguladığı zamanlar, bıçağın kemiğe dayandığı nokta olur? Sizin de olduğunda nasıl motive ediyorsunuz kendinizi?

Olmaması mümkün mü…

27 yıldır bu mesleğin içindeyim…

Bu gözler, neler gördü, neler yaşadı…

Haksızlıklara uğradı, ödüllendirildi, hırpalandı, alkışlandı, bıçak kemiğe dayandı ama hep ayakta kaldı. En sinirlendiğim anda bile, “Demek ki, bu yönde eksiğin varmış… Çalış bu eksiği kapat” demişimdir kendi kendime… Kendimle yüzleşmek hobi gibidir bende… Bu yüzden kimseye kırgınlığım, gönül dargınlığım yok. Aksine birçok insandan çok şey öğrendim, hala öğreniyorum. Tek motivasyon ilacım, mesleği sevmem…

Bu işin günü, saati var mıdır? Özel hayatını bu koşuşturma içerisinde nasıl planlıyorsunuz? Neleri yapmaktan çok hoşlanıyorsunuz?

Evet işin saati yok… Gecenin bir saatinde evinizden sizi arayıp gazeteye çağırabilirler. Bundan hiç kaçamazsın… Mesleğin cilvesidir bu… Özel günlerim pek yok, sadece yıllık izinlerimde eşimle yurt dışına yolculuk yapmaya, birlikte bilmediğimiz şehirlere gitmeyi severim. Eşim lise öğretmeni, Şükran Dağdelen… Bu meslekte eş desteği çok önemli… Sizi anlaması, güven duyması, kıskanmaması gerekiyor. Ben eşimden bu konuda çok hoşnutum. İki oğlum var, Doğacan ve Egecan… Onları da kimi zaman ihmal etmişimdir ama bilirler ki, bu mesleğimin bir sonucudur. Kendime de zaman ayıramadığım çok olmuştur.

Hürol Dağdelen - 5Kimsenin bilmediği bir hobinizi, yeteneğinizi sorsam ne dersiniz?

Sesim güzeldir, şarkı söylemeyi çok severim. Üniversitedeyken Türk Sanat Müziği Korosu’nda görev aldım. Rahmetli Çinuçen Tanrıkorur hocamızdı. Klasik eserlerimizin çoğunu ezbere söyledim. Bunun yanı sıra dünyanın her müziğine karşı ilgiliyim. Slow şarkılara bayılırım. 60’lı, 70’li yılların Türk ve yabancı pop şarkılarına ve şarkıcılarına hayranım, onların birer emek ürünü olduğuna inanırım. Piyano çalmaktan hoşlanırım ama bir süredir ilgilenemedim, körelttim. Yalnız yürüyüş yapmayı, doğaya çıkmayı, arkadaşlarımla çadır kurmayı, balık tutmayı severim. Duymuşsundur sevgili Engin Yavuz, Işık Teoman ve Aykut Fırat‘la bir doğa gezi grubumuz var. Zaman zaman gezilerimiz gazetelerde yayınlandı. Futbol oynamak da hobimdir. Haftada bir, çoğu gazeteci arkadaşlarımdan oluşan bir grupla halı saha maç yaparız. Karşıyaka sevdalısıyım mesala, sahilinde dolaşmadan edemem.

Elinizde sihirli bir değnek olsa işiniz ile ilgili neleri yapmak istersiniz? Bu meslek ile ilgili hayalleriniz nelerdir?

Elimde sihirli değnek olsa, tam bağımsız bir gazete çıkarmak isterim. Hükümetlerin, liderlerin, askerin, yargının, toplumsal hezeyanların etkisinde kalmayan tam bağımsız bir gazete… Mantıklı, ilkeleri olan, çizgisini hiçbir şekilde değiştirmeyen, olanı veren, boyun eğmeyen bir gazete… Bu tür bir gazetenin ne yazık ki dünyada örneği yok denecek kadar az… Benim hayalim budur. Ütopya dersen, bence değil… Bir gazetenin olması gereken çizgisi budur.

Tiyatro sanatçılarının sahnede ölmek istemesi gibi, ben de görevimin başında öleceğimi düşünürüm.

Kendinizi gelecek 5 yılda nerede görüyorsunuz, neler yapmayı istiyorsunuz?

Sadece kitap yazmak istiyorum. Bir süredir bunun planlarını, hazırlığını yapıyorum. Mesleğimden kopmayı da asla düşünmüyorum. Hatta çoğu zaman, tiyatro sanatçılarının sahnede ölmek istemesi gibi, ben de görevimin başında öleceğimi düşünürüm. Ama böyle olmamalı tabii… Her meslekte olduğu gibi, insanın duracağı, mesleğinden emekli olacağı, gençlere teslim edeceği günler olmalı… Ondan sonra da kendisine, sevdiklerine zaman ayırabilmeli…

Toplumların kurtuluşu, gerçeklerin yazılıp çizildiği gazetelerdir, basın yayın organlarıdır.

Gazetecilik mesleğini düşünen gençlere çok güzel mesajlar verdiniz, çok keyifli bir röportajdı. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Mesleğimi çok seviyorum ve gençlerin gazeteciliğe sahip çıkmasını istiyorum. Hem de yılmamacasına… Çünkü toplumların kurtuluşu, gerçeklerin yazılıp çizildiği gazetelerdir, basın yayın organlarıdır. Halkın güven kaynağıdır.

Facebook Yorumu

yorum

Tags: , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Back to Top ↑